26 Mayıs 2026 tarihinde, arkeologlar ve jeologlar tarafından yapılan incelemeler sonucunda, bir şehir altında gizemli bir tünel keşfedildi. Yer seviyesinin hemen üzerine inşa edilen bu yapının, kayaya oyulmuş basamaklarla derin bir koridora bağlandığı belirlenmiş durumda. Keşif sırasında, tünelin içinin binlerce yıllık toprak ve tortu katmanlarıyla kaplı olduğu gözlemlendi. Tünelin iç ölçüleri, büyük miktarda iş gücü ve mühendislik planlaması gerektirdiğini ortaya koyuyor. Yüksekliği bazı bölümlerde 5 metreye, genişliği ise 3 metreye kadar ulaşan bu tünelin, hangi medeniyet tarafından ve hangi amaçla inşa edildiği henüz sismik ve mimari analizler sayesinde tespit edilemedi.
Tünelin, kentin su ihtiyacını karşılayan bir antik hidrolik sistemin ya da su isale hattının parçası olabileceği hipotezi, kazıların başlangıç aşamasında gündeme gelmişti. Ancak yapılan detaylı incelemelerde, antik dönem su yapılarında mutlaka kullanılan su geçirmez sıva kaplamalarının tünel duvarlarında bulunmadığı tespit edildi. Ayrıca, ileri düzey jeolojik ve radar taramaları sonucunda bu yapının yeraltı su kaynaklarıyla herhangi bir bağlantısının olmadığı belirlendi. Bu laboratuvar verileri, tünelin su tedarik sistemi olarak kullanıldığına dair ilk teorilerin geçerliliğini yitirmesine sebep oldu.
Başka bir bilimsel görüş ise tünelin antik bir taş ocağı veya kireç üretim merkezi olabileceğini öne sürüyor. Tünel duvarlarında bulunan nitelikli tebeşir tabakaları ve kayaçlar üzerindeki hassas işleme izleri, kazıların organize bir otorite tarafından yönetildiğini gösteriyor. Tünelin Demir Çağı yerleşim alanlarına yakınlığı, yapının daha eski bir döneme ait olduğuna işaret etse de henüz kesin bir tarihlendirme yapılamadı. Araştırma grupları, tünel içerisinde belirgin bir kullanım izine rastlanmamasını, projenin tamamlanmadan durdurulmuş veya yarım kalmış bir inşaat olabileceği ihtimaliyle açıklıyor. Yapının gizemini çözmek için yeraltı taramaları devam etmektedir.